Yaz geldi, ortam ısındı, okular kapandı ve herkes çil yavrusu gibi yazlık alanlara dağıldı… Ama sinema hız kesmeden yoluna devam ediyor. Made in Europe göçmen duygusuyla farklı bir uslupla yaklaşıyor… Öldür.com, adından anlaşılacağı üzere internet bağlantılı bir gerilim… Lanetli Ruhlar, ruhları cehenneme bile kabul edilmeyenlerle ilgili… Varın siz düşünün yani… Gelin Benim Olacak, jetonun biraz geç düşmesi durumu desek yanlış olmaz hani! Utanç, herkesin ‘utanç’ı olabilecek türden, etkileyici bir yapım. Hızlı Yarışçı Speed Racer hızlı arabaların dünyasında bize hızlı bir tur attırıyor… Yaz geldi, böyle oldu demeyin film izleyin…
Hızlı Yarışçı Speed Racer Speed Racer” Wachowski kardeşlerin “Matrix” filmlerinden bu yana birlikte yazarlık-yönetmenlik yaptıkları ilk film. Daha önce “Matrix” filmleri ve “V For Vendetta”da Wachowski kardeşlerle birlikte çalışan Joel Silver, Silver Pictures etiketi altında “Speed Racer”ın yapımcılığını üstleniyor. Animasyonun öncülerinden Tatsuo Yoshida’nın yarattığı klasik diziye dayanan canlı aksiyon “Speed Racer”, Wachowski kardeşlerin imzası hâline gelen devrim niteliğinde görsel efektler ve sıra dışı hikaye anlatımıyla öne çıkıyor. Evet klasik bir konu renkli efektler sayesinde izleyicinin gözünde yerini farklılaştıracağa benzer… Ama herkesi ‘süper’ tatmin etmeyeceği de aşikar…
Made in Europe Adana Altın Koza’da En iyi Yönetmen ve Yılmaz Güney Özel Ödülü kazanan İnan Temelkuran’ın (kendisi için bile sürpriz olan sonuçlar) Made in Europe filmi ödül kazanmasını ardından hızlıca vizyona giriyor. Amerikan ordusunun Afganistan’a girdiği saatlerde Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türklerin iş ve genel yaşamlarına değinen film aslında üç tane kısa filmin bir araya gelmesinden oluşuyor. İçindeki küfürler nedeniyle Adana gösterimi sırasında seyircinin tepkisine neden olan film deneme – belgesel niteliğinde… Göçmen olmanın zorluklarını anlatan film, hayatın akıp gittiği mekanlarda insanların gerçeğe yakın yaşamlarını göz önüne sunuyor… Yaşadıkları ülkelerde hayalet gibi yaşamanın etkisi farklı bir üslupla anlatmaya çalışıyor…
Öldür.com Gelişen teknoloji sayesinde her şeyi deyim yerindeyse ‘yattığımız yerden’ izlemeye alıştık. Savaşlar, vurulan hedefler, her türlü sapkınlığı karşısındakiyle bir ‘tık’ ötede paylaşmak isteyenler bu filmin ana eksenini oluşturuyor. İnternete girenler minik bir kedinin bir fare kapanında yavaş yavaş ölmesini izlerle mesela… Sonra kedinin yerini bir adam alır ve site ne kadar çok tıklanırsa ölüm olayı o kadar çabuk gerçekleşecektir. Hemen dedektifler bu olayı yakın markaja alırlar ama internetin nereden yayın yaptığına bir türlü ulaşamazlar. Ve sitenin tıklanma olayı her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Bir an önce ipuçlarına ulaşılmalı, o ipuçları birbirine eklenmeli ve sonuca ulaşılmalıdır. FBI bünyesinde bundan yedi yıl önce kurulan bu birim yani internet suçları biriminin çalışmalarından derlenen bu filmde şu soru soruluyor aslında: ‘Eğer korkunç bir cinayetin işlenişine internetten canlı olarak tanıklık etme fırsatınız olsa ve bunu hiç kimsenin bilmeyeceğinden emin olsanız, o cinayeti gözünüzü kırpmadan baştan sona seyreder miydiniz?’
Lanetli Ruhlar Lanet ne menem bir şeydir değil mi? Hem taşıyana hem de bulaşana ondan sonrası için iflah olmaz bir şey bulaştırır. Yani gerçekten de bulaşır. O yüzden bazen bulduğunla yetin, sesini çıkarma gibi temrinler dikilir başımıza… Dikilmese ne olacak ki? Muhteşem bir manzara ve ucuz fiyatlı bir ev çıkınca önüne kimse bu fırsatı kaçırmak istemez. 1303 no’lu daireye taşınanlar başlarına gelecek felaketten habersiz kuzu kuzu yaşamaya çalışırlar… Ama bir kere lanet bulaşınca huzur bile kaçar, hatta o ruhlar cehennemde bile huzur bulamaz… O yüzden lanet bizden uzak, huzur bize yakın olsun diyelim…
Gelin Benim Olacak Yaz geldi, sıcak bastı. Beni sadece romantik bir komedi paklar diyorsanız bu filme kendinizi serin sulara bırakır gibi bırakabilirsiniz… En iyi kız arkadaşınızın, yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen kıvamında tabii, bir anlık hayatınızdan uzaklaşmasıyla yaşadığınız depresyonun aslında aşk olduğunu düşünüyorsanız bu film hakikaten de tam size göre… Adam tam bir Casanova. Bir görüştüğüyle (kadın) ancak bir hafta sonra görüşüyor… Arka arkaya görüşmeme kuralı var… Hal böyle olunca bir kadın denizinde ama en iyi arkadaş yok olunca yapayalnız kalıyor zavallıcık… Arkadaşı gözünde tütüyor ama o da başkasına sevdalanmış… Adam onu geri kazanmak için bir sürü şey yapıyor ama bakalım, kızı kararından geri döndürebilecek mi? Gelin kimin olacak merak edenlere…
Utanç Utanç bir çocuk filmi değil, sadece çocukların oynadığı bir film ama bence bütün çocuklara izlettirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir gerçekliğin var olduğunu anlamaları lazım. Çünkü Baktay o yaşında her şeyin farkında. Yoksulluğun etrafını çevrelediği, bir mağaranın içinden taşan kocaman yüreğiyle ‘ben okumak istiyorum’ diye bağırıyor. Ve gerçekten de bir şekilde, çeşitli ‘küçük’ engelleri aşarak okula ulaşıyor. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde FIPRESCI, San Sebastian’da Jüri Özel Ödülü, Roma’da ise Unicef Özel Mansiyonu’na layık görülen Utanç, 18 yaşındaki bir kızın kendi ülkesindeki gerçeklere sade ama çarpıcı bir dilde baktığı bir film. Yine aynı aileden Samira Makhmalbalbaf’ın çektiği Karatahta ise sırtında kara tahtasıyla öğrenci arayan bir öğretmenin öyküsünü anlatıyordu. Evet gerçek hayatta her şey özveri üzerine kurulu… Sinemada bu iki özverili durumu buluşturmak üzerine kurulu… Ama gerçekler elverdiği sürece… O yüzden İran’dan gelen filmlere iki kere dikkat edilmeli!