‘Yolumu Bulurum’ albümünden sonra, digital ortamda satılması amacı taşıyan bir single ile çıktı karşımıza Yonca Lodi.
Sezen Aksu’nun yazdığı, Atilla Özdemiroğlu’nun müziğiyle can verdiği ‘Yeter’ adlı parçayı dinleyicileri ile tekrar buluşturan Lodi ile sınırlı zaman içerisinde dolu dolu sohbet ettik.
Kendisiyle sohbetimiz sırasında, şarkılarındaki o karakterin, kendi kişiliğinin oturmasıyla aynı orantıda ilerlediğini gözlemledik.
Zarif, kültürlü, nadir rastlanan bir pop şarkıcısı ile yaptığımız sohbete dönelim…
Yeni bir single ve digital ortamda satış, bize ‘Yeter’den bahsedebilir misiniz? Tek şarkıyı bir kabın içine koyup pazarlama fikri bana çok mantıklı gelmedi. Digital ortamın gücü fark edilecek. Tüm dünyada şarkıdan albüme gidilir. Şarkılar ayda, iki ayda bir çıkar ve insanlar artık albümleri, şarkıları bilerek alır. Bizde de böyle bir mantık oturacak diye düşünüyorum.
‘Yeter’in soundu şuandaki hiçbir şarkıda yok. Çok uğraştık. Avrupai soundlar kullandık. Belki kuzguna yavrusu şahin görünür, ama ‘Yeter’ duygusallığı da içinde barındırıyor ve çabuk tüketileceğini düşünmüyorum.
Ülkemizin müzik piyasası sizi olumsuzluklara itiyor mu? Sadece müzik piyasası değil ülkenin hali olumsuzluğa itiyor. Müziğe gelinceye kadar daha birçok şey var. Çünkü Türkiye’nin durumu hiçbir zaman stabil olmuyor. Her zaman bir dalgalanma var.
O dalgalanma da en çok sanatı, sinemayı, müziği, güzel sanatlarla ilgili ne varsa onu etkiliyor. Sanki lüksmüş gibi. Müzik piyasası doğal olarak tüm ekonomik şartlardan etkileniyor. Ama kendi içindeki dinamikte de problemler var. Yine de biz işimizi yapmaya devam edeceğiz. Ne olursa olsun, şartlar ne getirirse getirsin. Müzik bilen insanlar müzik yapmaya devam edecekler. Başka yapabileceğimiz bir şey yok çünkü.
Konservatuara birinci girdiniz, peki ayrılmak zorunda kaldığınız doğru mu? Ayrılmak zorunda kalmadım. Ayrılmak istedim. Hiç zorunlu bir şey değildi bu ama orkestra ile şarkı söylemeye başlayınca, profesyonelliğe ve pop müziğe kayınca, beni tatmin etmediğini anladım. Eğitim tabiî ki önemli ve ben de dört yılımı geçirmiştim zaten.
Timur Selçuk gibi bir ustadan ders almak, albümlerinizde Aysel Gürel ve Melih Kibar gibi usta isimler… Bu isimlerle çalıştıktan sonra işinize karşı sorumluluğunuz artıyordur. O isimlerin saygınlığından etkileniyorsun tabii ki. O sorumluluğu taşıyorsun ve 10 yıl, 20 yıl sonra o isimlerin yanına yazılma durumu var. Bu önemli bir şey. Hepimiz gelip geçiciyiz ama yaptığımız şeyler ortada kalacak. Fiziksel olarak olmasak bile, ismimizin bizden sonraki kuşaklar içinde anılıyor olması özel bir şey. Kendi ismimin yanına tabiî ki güzel şeyler yazdırmak istiyorum. Onun için de şu anda sorumlu davranmak zorundayım.
“KLASİK MÜZİK EVRENSELDİR, AMA HERKESE HİTAP ETMEYEBİLİR, AMA HERKESİN HAYATINDA BİR POP MÜZİK PARÇASI VARDIR…” Opera-şan eğitimi alıp, popa geçiş yaptınız. Nedeni nedir? Türk Sanat Müziğini, türküleri, operayı çok seviyorum. Onları sahne repertuarlarını genişletmek ve zenginleştirmek için kullanıyorum. Ben pop müziğini seçtim. Pop müziğini seçtiğim için okulumu bıraktım. Pop müziğe gönül verdim ve bu müziğin klasik müzik gibi evrensel bir müzik olduğuna inanıyorum.
Klasik müzik evrenseldir ama herkese hitap etmeyebilir, ama herkesin hayatında bir pop müzik parçası vardır. Ne kadar pop dinlemeyip, jazz da dinleseniz, pop hepimizin hayatındadır. Pop müzikle her yere, her şeye, herkese ulaşabileceğimi düşünüyorum. Pop müzik sanki içi boşaltılıp, ucuz kötü, herkesin yapabileceği sıradan bir şeymiş gibi algılatılmaya çalışılıyor ama aslında öyle değil.
“POPÜLER KÜLTÜRE HİZMET ETMEK DEMEK, İÇİ BOŞ ŞARKILAR YAPMAK DEMEK DEĞİLDİR.” Ama bu ülkede pop müzik adı altında öyle kalitesiz işler yapan isimler var ki. Bu isimlerle aynı tarz altında olmaktan rahatsız değil misiniz? Hayır. Pop müzik geniş bir yelpaze. Herkesin kendi hayat tarzına uygun, seçtiği bir şey var. Benim hayat tarzıma uygun olan bir müzik türü. Ben hep ömürlük, arşivlik şarkılar amaçladım. Benim ikinci albümümle, üçüncü albümün arasında beş yıl olmasına rağmen, yeni albümümün çıkmasına bir ay kala, hala şarkılarım radyolarda çalıyordu.
Dönemsel, yaz ve kış albümü değil benim amacım. Ben konser ve performans şarkıcısıyım. O yüzden de her şekilde, her platformda canlı söylemek üzerine bu işi öğrendim O yüzden, ‘o onu yapıyor, bu bunu yapıyor’ beni ilgilendirmiyor. Her yiğidin yoğurt yemesi farklıdır.
Dinleyici, dönemsel olarak bazı şeyleri daha çabuk algılayıp kabul edip onları tüketecektir. Bu tüm dünyada böyle, ama bizim gibi bir yandan da iyi müzik yapan, iyi şarkılar yapan, dinleyeni derinden gönülden etkileyen işler yapan insanlar da olacaktır. Ben ve benim gibi çok fazla insan var Türkiye’de. Diğerlerini kesinlikle eleştirmiyorum. Çünkü o onların trendidir ve onların seçmiş olduğu bir yoldur.
Madonna da popüler kültüre hizmet ediyor. Belki de en çok hizmet eden şarkıcılardan biri. Ama biz hala ‘La Isla Bonita’yı biliyoruz ve söylüyoruz. Yani popüler kültüre hizmet etmek demek, içi boş şarkılar yapmak demek değildir.
Yani siz dönemlik değil, arşivlik bir şarkıcı mısınız? Ben hiçbir zaman ticari kaygıyla albüm yapmadım. Aman şu tutar, eller havaya olur falan diye şarkı koymadım albümüme. Her şarkıya hit muamelesi yaptım. Her şarkının özelliklerini genişleterek albüme almaya çalıştım. O yüzden de memnunum yaptığımdan.
Ömürlük albüm yapmak ilk günden beri hedefimdi. Aslında ilk albümümde yaptığımın bu denli farkında değildim. Amatördüm tabiî ki. Ona rağmen ilk albümde de, sonrakilerde de benim kendime yakıştırdığım müzik tarzını, herkes arşivlenecek müzik tarzı olarak algılayıp, kenara koyduğu için de çok şanslıyım. Bundan sonra da öyle olması için devam edeceğim. 3. albüm için 5 yıl beklemenizin sebebi ‘titizliğiniz’ mi? Birtakım şansızlıklar oldu. Titizliğimden de kaynaklandı tabii. O dönem çöpe attığım proje ve repertuar da oldu. Bir takım plak şirketleriyle anlaşamadım, onları istediklerini ben yapamadım, benim istediklerimi onlar algılayamadı. Doğru yerde, doğru şekilde, doğru zamanda olması 5 yılı buldu. Düzgün bir repertuar hazırlamak istiyorsanız, kendinize en yakışanı bulmak istiyorsanız işler o kadar da kolay olmuyor. Magazinsel malzemeniz de yoksa dışardan görüldüğü kadar kolay değil.
“TÜRKİYE’DE MÜZİK CAMİASINDA GEÇERLİ KURALLARIN, TMC ÇATISI ALTINDA GEÇMEMESİNDEN DOLAYI SON DERECE HUZURLUYUM” Ve TMC maceranız başladı! Evet. TMC’ye geldiğim zaman, bikiniyle klip çektirme ihtiyacı hissetmiyorum. İstediğim programa giderim, istediğime gitmem, klibimde kendimi istediğim şekilde ifade ederim. Tek kaygım müziğimi yapmak. Başka bir politika için kafa yormak istemiyorum. O yüzden de TMC bana uyuyor, ben de onlara uyuyorum. Müzik ve sanat için buradayız sadece. Türkiye’de müzik camiasında geçerli kuralların, TMC çatısı altında geçmemesinden dolayı son derece huzurluyum.
Söz yazarlığı, yorumculuk ve bestecilik… Hangisinde kendinizi daha özgür hissediyorsunuz? Tabiî ki yorumculuk. Söz yazmak özel ve çok zevk alıyorum. Zaten şarkıcılığımdan bile öncedir şiir yazmak. Geçmişte kavga ediyorsunuz, konuşuyorsunuz. Ama üç dört yıl sonra, o kavgaların söze dökülerek ortaya çıkması başka bir tecrübe. Umarım söz yazabilmeye devam ederim. Besteleri, sözlerimi desteklemek amaçlı yapıyorum. Ama bugüne kadar yaptığım besteler de sevildi. O da bir şans olsa gerek. Ama sıralamak gerekirse, yorumculuk söz yazarlığı başa-baş gidebilir, beste arkadan gelir.
Kendi şarkılarınızı yorumlamak daha mı keyifli? Aysel Gürel’in sözlerinin hangisini hissetmeden söyleyebilirsin ki. Seçtiğim sözler benim için her zaman çok özel oldu. Kendim yazsam da, yazmasam da, şarkıda benim en dikkat ettiğim şarkı sözleri yani bir hikâyesi olmasıdır. Bu ‘Yeter’ örneğinde de var. ‘Yeter’i seçmemdeki en büyük sebeplerden biri şarkı sözleri. Ama bakıldığında tam bir yaz şarkısı, hareketli, ama o kadar uğraştık ki o sözlerdeki duygusallığı kaybetmemek için.
Televizyon için bir projeniz var mı? Bir müzik programı projesi var. Bugünlerde tekrar üzerinde konuşuluyor.”Kesin şu kanal” diyemem ama yapacağız. Uzun zamandır istediğim ve üzerinde çalıştığım bir proje. Televizyonda mutlaka bir şey yapmak istiyorum.
Modayla aranız nasıl? Modayı takip ediyorum. Ama çocukluktan beri şöyle bir çizgim var. Bana ne yakışıyor, ne yakışmıyor biliyorum. Sadelik hep ön planda benim için. Sade kıyafetleri kendime yakışan renkleri tercih ediyorum.
Çocuk da yaptınız, kariyer de! Zor değil demek ki! Hep böyle yaşadım. Oğlumdan sonra işler zorlaştı. Ama düzene girdi. Genç yaşta evlilik insanı sıkan, yoran bir şey değil. Herkes kendi işinde gücünde, koşturuyorsun, geliyorsun, gidiyorsun, yarın yemek yemesen ne olur yesen ne olur, ama çocuk geldikten sonra gerçek anlamda aile oluyorsun ve farklılaşıyor. Ama o düzen bana çok iyi geldi. Her şeye vakit buluyorum. İnsan istediğinde her şeye vakit bulabiliyor.
“BAŞKA BİR HAYATIM OLSA HOLLYWOOD’DA KAMERAMAN ASİSTANI BİLE OLABİLİRDİM.” Müzik dışında neler var hayatınızda? Yapamıyorum bir şey. Müzik aynı zamanda benim hobim. Müziğin dışında ‘LOST’a sardım bu dönemde. Sinemayı çok seviyorum. Eğer bu işi yapmasaydım kesin kamera arkasında çalışırdım. Başka bir hayatım olsa Hollywood’da kameraman asistanı bile olabilirdim. Animasyon filmleri çok seviyorum. İzlerken oğlum bile sıkılıyor ama ben sıkılmıyorum. Ve tabi ki kitap okumak…
(GAZETEPORT /KÜLTÜR-SANAT)